HABA2001

ANA MENÜ

SON EKLENEN

           2013

Yeni 3 Albüm

Videolar

Kerim Osman

Abdurrahman Kızılay

Hişam

Ercan

Ali Benne

LİNKLER

 

 

Haba2001'e Hoş Geldiniz

 

HABA ve TATLISES

 

Haba ( 1945 – 2001 ): Asıl adı Abdulvahap Berğeş olan sanatçı Kerkük’ün Peryadi mahallesinde doğdu. Babasını çocukken kaybetti, yetim kaldı, babasızlık acısını ömür boyu çekti ve boynu bükük olarak kaldı. Asıl yük annesini sırtına yüklenmişti, iki körpe çocuk hem de kötü şartlarda kadıncağız orada burada çalışma zorunluluğunda kalacaktı ki bu da Haba’nın içinde bir ukde olarak hep kalacaktır. Birkaç yıl sonra, daha çocuk yaşındayken ( 9 yaşında ), ev geçimine biraz katkısı olsun diye anası onu bir terzi ustasına verir, bir meslek sahibi olsun diye. Salih usta çocuğu acımadan çalıştırdı ve terzi mesleğini sopayla öğretti, diğer yandan çocuğun müzik sanatına duyduğu ilgiyi görmezlikten gelir. İlk yıllar onu azarlar, ama sesinin güzelliğinden dolayı onu sonradan destekler, işini aksamamak şartıyla. Haba ustası dükkânda olmadığı zamanlarda rahatını alırdı, hoyrat, türküler okurdu ve bütün çarşı duyusun diye sesini yükseltirdi. Sesini duyan herkes ona hayran kalırdı, özellikle yakın dükkânlarda çalışanlar. Gün gittikçe onun hayranları çoğaldı, ünü büyüdü tâ usta ses sanatçı İzzettin Nimet’tin kulağına ulaştı. Büyük sanatçı onu kahveye çağırdı, sesini dinledi. Yılların onu verdiği tecrübeye dayanarak, sen ilerde büyük sanatçı olacaksın, ama senin makam, hoyrat bilgilerin çok eksiktir ve ben bu bilgiyi sana vereceğim diye ona öğütler verir. Ertesi gün onu bir diğer ustaya Reşe Küle Rıza ve Sıma Berber’e götürür, Haba’nın sesini onlara da dinletir ve onlardan aynı övgüyü alır. Onu bütün mevlit, düğün törenlerine götürür ve büyük sanatçılara onu takdim eder hatta büyük sanatçı Küzecioğlu ona şu nasihatte bulunmuştu “ Sen ileride büyük bir sanatçı olacaksın ama bir şartla kendini yıtirmeyeceksin “. Sanki Küzecioğlu Haba’nın acı dramının habercisiydi…
Haba üstadı İzzettin Nimet sayasıyla sanat camiasında hızla kendini tanıtır ve birçoğunun desteğini alır. Bu arda Haba gönlünü bir kıza kaptırmıştı. Âşık olduğu kız çocukluk arkadaşıydı. Annesini sonunda kızı istemeye gönderir. Ama kızın babası ona kızı vermez, fakir ve şarkıcı olduğu için. Ama Haba pes etmez, saygılı, itibarlı adamaları gönderir, ama baba inat olarak kızını bir akrabasına verir. Haba haberi duyunca gerçekten yıkılır, çünkü kıza büyük bir aşkla bağlanmıştı. O günden sonra kendini alkole verir. O hem içiyordu hem de şarkı söylüyordu. Vatan borcu askerliği gelince bir rastlantı sonucu yaptığı askerliği güney Irak’ta olmuştu. Orada Kavali denen çingene grubun müziğini dinledi ve bu müziğe yakından tanık oldu, Sad Hilli’nin müziği bizatihi. Kendi yolunu ve has üslubunu bulmuş gibi oldu, doğrusu kendi yaşam biçimi ileride olacaktır. Sad Hilli’nin müziğine gelince o ortak kültürü temsil eden sürüden ayrılmış kuraldışı bir müzik ustasıdır. İçki masasında, haşiş kullanma oturumlarında icra edilen kayak kafalı bir müzik türüdür ki bu bozulmuş halıyla kasetlere doldurup millete sunuluyordu. Nitekim bu tür icra biçimi müzik 1970’lerde Irak’ın belli bölgelerinde bir veba gibi yayılmıştı. Doğrusu Güney Irak’a mahsus olan Abu-diyye denen Arapça uzun havayı hiçleştiren, aşağılanmış söz ve müzik bir icra biçimidir. Nitekim Baas rejimin yöneticileri bir bakımda bu müziğe sahip çıkacaklar ve bu müzik devletin sembolü olacaktır. Bu müziğin önde gelen yıldızları şunlardı: Sad Hilli, Abbadi İmari, Şerbet Aziz, Sad Elbayati ve diğerleri...........
Haba bu ortamda birkaç yıl yaşadıktan sonra askerlikten terhis olur ve Kerkük’e döner. İş aramaya hemen koyulur, çünkü o terzilik mesleğini bir ekmek kapısı olarak artık görmüyordu. İlkin bir teksi şoförü olarak çalışır, sonra Kerkük hastanesinde ambulans arabası şoförü olarak iş bulur ve çalışır. Bu arada bir kaset çıkartmak planların yapmağa başlamıştı. Üstadı İzzettin Nemet’in görüşlerini alır ve beraber bir kaset çıkardırır. Elbette büyük sanatçının şöhretinden yararlanmıştı ve bu kaset müzik sevenlerin tarafında ilgiyle karşılanmıştı. Bundan sonra teklifler gelmeğe başlar, özel törenlere davet edilir, dinler ve dinletir. Ama asıl ilgi ve şöhreti ilerlide bulacaktı. Gün geldi ki kendini bir kalabalık müzik konserinde bulacaktı, fırsat bu fırsattır, nitekim kültür bakanı, birçok devlet adamları davetlilerin arasındaydı ve kalabalık bir sanatçı grubu da vardı, Ekrem Tuzlu, Mehmet Rauf, Mehmet Ahmet Erbilli, Mehmet İzzettin Nimet, Dr. Fethullah Altınses, diğer sanatçı ve müzisyenler. Sanatçılar tarafından makam, hoyrat, türküler okunur ama o konserin yıldızı Haba olmuştu, söylediği ( Bülbülüm uçar yuvasına ) büyük ilgi toplamıştı, nitekim o konserin kaseti ertesi gün peynir ekmek gibi satılır, hatta satış rakamları Kerkük gibi bir şehirde 10 000’lere dayanır. Haba bir anda büyük bir üne kavuştu ve kaset firmaların hedefi olmuştu. Haba Sonra yüzlerce kaset doldurur, kasetin satışı yüksek rakamlara ulaşır, yurtiçi ve yurtdışında da satılır, hatta büyük Türk ses sanatçısı İbrahim Tatlıses kendi yeni kasetini çıkartmadan önce Iraktan gelen Haba’nın kasetlerini dinlerdi. Onun şöhrete kavuştuğu günden itibaren yirmi yıl zarfında 2000 kaset, 500 videokaseti çıkartı. Irak’
ın birçok şehrinde konser verir ve Türkiye’de İstanbul sahnelerinde konser verir hatta Türk ses sanatçı İclal Akkaplan ve İbrahim Rauf ile birlikte bir kaset doldurur. Ama bu kader üne rağmen hayatı hiç değişilmez, o hem aşırıca içki içiyor, hem de delice çağırıyordu:
1- Ay havar değirmenci
Sen hancı ben kervancı ( Saba )
Söz ve müzik : anonim
2- Beyaz gül kırmızı gül ( Bayat )
Güller arasından gelir
Söz ve müzik : anonim
3- Amman gözım altunçı
Söz ve müzik : Haba
4- Dom dom
Suat ya iini
Araştırmacı Ata Terzibaşı bu hususta Şöyle diyor “ Bu eseri Haba bir kasette seslendirmişti, Muhalif hoyratına bağlı olarak söylenen bu beste, döndürmesinde geçen Dom dom sözü, ezgiyi söylenen sanatçı tarafından Suat Suat topluluk tarafından dörtlüklerin sonlarında tekrarlanıyor.
5- Esmer esmer can esmer
6- Vay Arap kızı, vay Arap kızı
7- Süsen-i mahur yakası ( Bu türkünün hikâyesini Hüseyin Mahmut Beg ( Abu Sinan ) Şöyle anlatıyor: Bu türkünün asıl adı Süse i mahmur yakasıdır. Burada Süse mahmur kasabasının bir yakası, bir semtinin adıdır. Bir takım sarhoş sanatçıların ağzında evire çevire, onun sözlerini bozmuşlar.
8- Bülbülüm uçar yuvasına
9- Çiğ sütten kaymak olmaz
Haba’nın sanatına gelince, 1980’den yaşadığı karmaşık dönemde Haba Irak Türkmen mirası olan hoyrat ve türkülere sahip çıktı ve ileri taşıdı.
İbrahim Tatlıses ( 1952 - ): Şanlıurfa’da evsiz, yuvasız bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası çok erken ölmüştü ( 1956’de ), annesi bir sürü çocuklara yükümlü olarak dul kalmıştı ve bir anne olarak bu fakir aileye bakmak zorunda kalmıştı. Bu hikâyenin bir benzeri Kerkük’te yaşanmıştı, burada söz konusu Haba’nın hayatıdır, ama Haba’nın düştüğü gibi bataklığa İbrahim Tatlıses düşmedi. Örneğin İbrahim Tatlıses çocuk yaşta iş hayatına atıldı ( aynısı Haba’ya oldu ), inşaatlarda çalıştı, müzik sanatına tutkun olduğu için yanı sıra meslektaşlarına, arkadaşlarına yöreye has ( sıla geceleri )nde büyüklerin yanında türküler okurdu. Adanalı bir sinemacının, inşaatta çalışırken sesini duymasıyla birlikte önce Adana’da ardında Ankara’da çeşitli, gazinolarda sahneye çıktı. Sesinin güzelliğine güvenerek 1975’de bir kaset çıkartı ama kaseti tutmadı. Yenilgiye düştü, bir ara sustu. Ailesiyle beraber İstanbul’a göç etti, orada sahneye çıkmağa başladı. Şansını bir daha denemek isteyen Tatlıses, ailesinin ve çevresinin yardımıyla ilk kasetini çıkartı. ( sanki Haba’nın şöhrete tırmanış filmini izler gibiyiz) bu albüm şöhrete ulaştıracak olan kapıları ardına kadar açmıştır. ( Ayağında kundura ) ile müzik dünyasına bomba gibi düşer, 1977 yılında çıkarttığı bu kırk beşlik plakla tüm Türkiye’ye sesini duyurur. Ardından ( Sabuha ), ( Dom dom kurşun ), ( Bir mumdur ) gibi türküleriyle Türkiye’nin gelecekteki müzik hayatında sarsılmaz bir yere sahip olur. !980’lerin ortasında Tatlıses büyük bir yıldız olmuştu. Buraya kadar iki sanatçını kaderi aynıdır, yetenek bakımından aynı seviyede yürüyordular, belki de Haba daha yetenekliydi, ama akıl ve planlama bakımından Tatıses daha üstündür. Nitekim Haba içki masalarına ve kötü arkadaşların peşine düşerken, Tatlses geleceğini akıllıca düşünmüş ve planlarına onu göre kurmuştu. Bundan dolayı Tatlses yükseldi, Haba bataklara düşütü, oysa Tatlses Haba’nın bütün kasetlerin dinlerdi ve onlardan ilham alırdı. Burada bizi ilgilendiren Tatlısesin sesi ve şöhreti Irak’a nasıl ulaşması, kasetlerin orada çok satılması, filmleri büyük kitleler tarafından izlenmesi ve Irak Türkmen müziğine ne katkıda bulunması söz konusudur. Doğrusu onun Iraktaki hayranları onun müziğini ( Haba gibi ) olduğu gibi kabul ediyor, ister kasetleri olsun, ister filmleri olsun zevkle dinliyor ve izliyordular. Tatlıses bu sevgi tufanına karşı ne yaptı? Doğrusu o Irak Türkmen müziğini bir ekmek kapısı olarak hep gördü, dildiği kadar bu kültür biriminde yaralandı, kimin sözünü, kimin de yapısını değiştirdi. O bu eserleri okurken kimin aldığı kaynağı gösterdi ve birçoğun kaynağını hiç göstermedi. Doğrusu bu sahipsiz müzikten alan aldı, çalan çaldı, soran soruşturan olmadı. Örneğin ( Beyaz gül kırmızı gül ) Kerkük türküsünün başına gelenlerinden kimsenin haberi var mı? Abdurrahman Kızlay Salih Turhan ile yazdıkları kitapta bu Türküyü şöyle derliyorlar:
Beyaz gül kırmızı gül ( Bayat )
Güller arasından gelir
Yarım gıymış beyaz ezya
Sabah namazından gelir

Beyaz gül deste deste
Derdinden oldum hasta
Güller açmaz her yerde
Bülbül ötmez her yerde
Beyaz gül kımızı gül…………….

Bir beyaz gül olaydım
Yar göksüne konaydım
Günde bir yüzün görüp
İsteriyse solaydım
Beyaz gül kırmızı gül…………
Üstat Ata Terzibaşı kitabında ( Kerkük havları- ikinci cilt ) bu türküyü şöyle derliyor :
Beyaz gül kımızı gül
Güller arasından gelir
Yarım girip beyaz ezya
Sabah namazından gelir

Sabahtı(r) azana bak
Türbemi kazana bak
Azrail alma canım
Yazımı yazana bak
Beyaz gül……….

Gülüm gülü neylerim
Güle hizmet eylerim
Öz gülüm mene yeter
Sayır ( başka ) güle neylerim
Beyaz gül……….
Bu Türküyü Haba da okumuştu, sabah namazından gelir yerine bayram namazından gelir diye değiştirmişti. Ama Prof. Dr Suphi Saatçi kitabında ( Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, Irak ( Kerkük ) Türk Edebiyatı ) bu türküyü şöyle derlemişti:
Beyaz gül kırmızı gül
Güller arasından gelir
Yarım gıymış beyaz ezya
Cuma namazından gelir

Evleri göçtü neynim
Köprünü geçti neynim
Dili dost kalbi hayın
Men bele dostu neynim
Beyaz gül…………..

Evleri uçta yarım
Ver mene müjde yarım
Geçtiğin yollarına
Kılayım secde yarım
Beyaz gül………….

Men o yarın sazıyam
Sazıyam avazıyam
Eliv elimde olsa
Dilenmeğe razıyam
Beyaz gül………
Bu türküyü Türkiye’de birçok sanatçı okumuştu, örneğin Salahttin Alapay, İzzettin Altınmeşe, Mehmet Özbek, İclal Akkaplan, ve diğerleri. Bu sanatçıların bir kısmı beyaz ezya yerine yeşil fıstan koyarak sözlerini değiştirmişti. İbrahim Tatlıses bu kargaşadan istifada ederek ondan kendine göre bir türkü yapmıştı:
Beyaz gül kırmızı gül
Güller arasından gelir
Yarım gıymış beyaz ezya
Cuma namazından gelir

Ben o yarin sazıyım
Sazıyım avazıyım
Eli elimde olsun
Dilenmeye razıyım
Beyaz gül kımızı gül ………

Evleri göçtü neylim
Köprüyü geçti neylim
Yüzde dost kalpte hain
Ben böyle dostu neylim
Beyaz gül kımızı gül……………
Bu mısraların ne ilgisi var beyaz gül, kırmızı gül ile, söz ve anlam olarak, oysa bu türkünün orijinali – bize göre - tam bir uyum içinde gidiyor, özellikle Ata Terzibaşı’nın, ve Abdurrahman Kızlay’ın kitaplarında verdikleri örneklerde. Tatlıses bu türkünün sözünü ve müziğini anonim olarak göstermişti. Halbuki bu eser bir Türkmen halk türküsüdür, en azından Haba’nın sesiyle üne kavuşmuş ve bu türkü Türkiye’de TRT tarafından Habaya bir altın plak ödülü kazantırmıştı………
Tatlıses birçok Kerkük Türkülerini okumuştu, örneğin: Yaman Ayşe ( Hüseyni ), Damdan gel duvardan gel ( Bayat ), Meyvelerden üç meyve yenilir ( Bayat ),Menim ipek yağlığım var görmeğe gelin ( Hüzzam ), Evlerin lambaları yanıyor ( Karçahar ), Bir arek ver ( Bayat ) ve diğerleri………….
Irak Türkmen hoyratlarına gelince, onlar bilindiği gibi klasik makamlar gibi değişilmez ve başka şekil ile yorumlanmaz ama Tatlıses yolcu hoyratın ezgisini değiştirmişti ( Ben sana gülüm demem, gülün ömrü az olur ), neden böyle yaptın sorulduğunda ben o hoyratı yorumladım dedi. Özrü kabahatten büyüktür, bu söylediği laf ya maksatlıdır, ya da cahillikten kaynaklanıyor ve sonunda olanlar bizim müziğe oldu, hem de büyük bir sanatçıdan…
Netice itibariyle: Altkültür denilen akım öyle bir kargaşa yaptı ki bizim hoyrat ve türkülerimiz peşkeş çekildi, açıkgözler sofrasında yem oldu, kimi çaldı, kimler eserin kimliğini değiştirdi ve ona tuhaf adlar koydu.1980’den sonraki müzikte umduğumuz kadar bir gelişme olmadı, sanki onun hızı bir yerde kesilmiş, dolambaçlı arka sokaklara itilmişti. Doğrusu bu dönem çok tartışmalı bir dönem oldu. Altkültür denen kavram ve onun uygulamaları Irak Türkmen müziğini hasta yatağına götürmüştü. Dil bozukluğun yarattığı uyuşmazlık onu plansız, irticalı icralara sokmuştu. Türkmen kimliğini içinden çıkartılmış, boşlan yere bizden uzak, yapancı, garip akımlarla doldurulmuştu, örneğin Arap Çingene müziği. Haba bu dönemin tek yıldızı olarak öne çıkmıştı, bu dönemi Nurettin Hamit ( Karakaplan ) şöyle nitelendiriyor ( Irak Türkmen müziğinde bence iki döneme ayrılır, Haba önceki dönem ve Haba sonraki dönem ). Doğrusu o büyük bir sanatçıdır, ama onun günlük modaya kendini fazla kaptırması, Altkültür yaşayış biçimine özendirmesi, sanatını bozmuştu, böylece hem hayatını hem de sanatını kaybetmişti. Ama işin kötü yanı Haba’yı özenenler, ona körü körüne taklit edenler genç sanatçılar çıkması ve sonunda halk müziği adına ortalığı karıştırması bu müziği gerilerde kalmağa sebep olmuştular…

( ARAŞTIRMA )

Necmettin BAYRAKTAR

 

 

 

 

 

 

Kıral Haba

 

 

 

Sizlere İYi Eğlenceler